Haber

İntihar, istismar, kardeşlerinden kaçmaya çalışan kız çocukları…


CİHAT ASLAN-CAN MUMAY Babaları savaş kahramanıydı, anneleri ise eğitimli bir kadın. Çocuklar yakışıklı, güzel, atletik ve çekiciydi. Yıllar içerisinde çocukların yarısının akıl hastası olduğu ortaya çıktı. Şimdiye kadar Galvin Ailesi’nin hikayesini sadece bilim insanları biliyordu… Bunların hepsi yaşanmadan önce Galvin’ler modern bir Amerikan ailesiydi. Mimi ve Don Galvin çiftinin 10’uncu çocukları dünyaya geldikten sonra doktor yeni bir çocuk yapmamaları için aileyi uyardı. Bu uyarının ardından iki kız çocuğu daha aileye katıldı. Bu iki kız kardeşin ise hayatlarının büyük bir bölümü davranışları tahmin edilemeyen ağabeylerinden kaçmakla geçti. KAMP ATEŞİ Ailenin erkek çocuklarından Donald Galvin, çocukluğunda atletik ve yakışıklı bir öğrenci olarak öne çıkıyordu. Bir gün eve derisinde yanıklarla geldi. Kamp ateşinin üstünden atladığını söylemişti. Bir sene sonra yine kamp ateşinin üstünden atlamış, boynuna bir ip geçirmiş aynı zamanda bulunduğu odanın gazını da açmıştı. Kendisini ısırdığı söylenen bir kediyi acı çektirerek öldürmüştü. Bir gün evde ailesi ile otururken ‘yere yatın, bizi vuruyorlar’ diye bağırmaya başladı. Ailenin en büyük çocuğu böyle bir dönemden geçerken, ailesi ara verdiği eğitimine devam etmesini istedi. 60’lı yıllarda akıl hastalığı bir zayıflık olarak kabul ediliyordu. Baba Galvin ise Pasifik’te savaşmış, Hava Kuvvetleri’nde hatırı sayılır bir yer elde etmişti. Eşi Mimi, eğitimli ve tuttuğunu koparan bir kadındı, bir süre şahinleri bile evcilleştirdiği olmuştu. Mimi Galvin 1945 yılından 1965 yılına kadar aralıklarla çocuk doğurdu. KAFASINI DUVARLARA VURMAYA BAŞLADI En büyük oğulları şizofreni belirtileri göstermesinden hemen sonra kardeşleri Jim, Brian, Joe, Matt ve Peter da aynı hastalıktan mustarip oldular. Kardeşlerden Jim uyumayı bıraktı, kafasını tuğladan duvarlara vurmaya başladı. Peter matematik dersinde sinir krizleri geçiriyordu. Matt ise Beatles üyelerinden Paul McCartney olduğunu iddia ediyordu. Brian,1978 yılında kendini ve eşini silahla vurdu. Baba ve anne Galvin, oğulları Brian’ın şizofreni ilaçları içtiğini etrafından sakladılar. Diğer oğulları Michael 60’ların ruhuna uygun olarak bir hipi topluluğu ile yaşamaya başladı. Diğer kardeşler ise yıllar içerisinde bir semptom göstermediler ama hep hastalık korkusu içinde yaşadılar. 1903 yılında “Gergin bir adamın anıları” kitabını yazan 51 yaşındaki şizofreni hastası Daniel Paul Schreber gökyüzünde iki güneş gördüğünü ve bir erkek olarak nasıl doğum yaptığını anlatmıştı. Ailenin hikayesine dönecek olursak; anne Mimi Galvin’in de bu kadar büyük bir ailede otoriteyi sağlaybilmek için şizofreniye kayan davranışları olduğu belirtiliyor. Baba Don ve anne Mimi’nin de ilişkilerinin harika olmadığı biliniyor. Galvinler… Kaynak: Hidden Valley Road/Robert Kolker80’li yıllarda ABD’nin farklı yerlerinden akademisyenler de Galvin Ailesi’ni incelemeye başladı. Uzmanlara göre bugünün tıp teknikleri 60’lı yıllarda uygulanabiliyor olsa ailenin sorunları tedavi edilebilir veya kontrol altına alınabilirdi. Ailedeki kız kardeşler ağabeyleri Jim tarafından istismar edilirken, Jim kullandığı ilaçların yan etkisi ile 53 yaşında hayata gözlerini yumdu. Matt ise hayatta ama ilaçların etkisi ile hasta. Don ve Mimi çiftinin 13 torunu var ve hiçbirinin şizofreni hastalığı yok. Torunlarından biri ise şizofreni üzerine araştırmalar yapıyor. Haberglobal.com.tr’ye konuşan Türk Psikiyatr Derneği eski Başkanı, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Böke, şizofreni hastalığının geçiş yolunun tam olarak bilinmediğini söyledi. Böke, “Ama bu hastalığın genetik yükü oldukça yüksektir. Yani aileden birebir geçiş değil, aileden biri hastaysa şizofreni hastalığının gelişme riski 5-10 kat artıyor. Birden çok kardeşin olması riski iyice artıran bir şey” değerlendirmesinde bulundu. Böke, hastalar takip edilirken aileler ile birlikte çalışıldığını diğer kardeşler hakkında da bilgi sahibi olunduğunu söyledi. ‘TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIK’ Prof. Dr. Ömer Böke günümüz şartlarında şizofreninin, tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu ifade ederken sözlerini şöyle tamamladı:  Özellikle hastalığın erken döneminde uygun, optimal müdahaleyle hastalar, bırakın kendisine veya başkasına zarar vermeyi eski işlevselliğine geri dönerler. Asıl sorun şizofreni hastasının tedavi olup olmaması ile ilgili. Biz toplumsal olarak damgalayıcı bir tutum içerisinde olursak eğer, o zaman da şizofreni hastaları saklanıyorlar. Tedaviye gelmiyorlar ve seyir giderek daha da kötü oluyor. Bunun bir beyin hastalığı olduğunu kabul edersek, hastalar uygun tedavi alır ve hastalığın yıkımı çok azalır. Kaynaklar: Die Welt-Haberglobal.com.tr
Kaynak: Web Özel

Join The Discussion

vbettr